SUNA’NIN SERÇELERİ-GÜLTEN DAYIOĞLU
Çocukluk Sevgisi mi, Yetişkinlik Hayal Kırıklığı mı?
Suna’nın Serçeleri çocukken beni en çok etkileyen kitaplardan biriydi. Bu yüzden yıllar sonra yeniden elime aldım.
Ama bu kez hissettirdikleri bambaşkaydı.
Okudukça şunu fark ettim: Bu hikâye, sandığım kadar masum değil. Hatta yer yer “gelin kendimizi kandıralım” hissi veren bir anlatı var. Suna’nın serçelerle kurduğu bağ, ilk bakışta duygusal ve naif görünse de aslında bir kaçış, bir baş etme yöntemi gibi duruyor.
Bir çocuğun yaşadığı travmayı hayal dünyasına sığınarak aşmaya çalışması… Bu yönüyle bakınca hikâye daha ağır, daha rahatsız edici bir hâl alıyor.
Masumiyetin altındaki mesajlar
Asıl çarpıcı olan ise hikâyenin arka planında verilen mesajlar.
Bugünden bakınca:
* “Büyüklerinin sözünden çıkma”
* “Kızsan şöyle davran, erkeksen böyle”
gibi kalıpların oldukça belirgin olduğunu görmek zor değil.
Hatta bazı bölümlerde:
* Erkek çocukların dışarıda çalışması,
* Kız çocukların ev işlerine yönlendirilmesi,
* Sokakta oyun oynamanın “aylaklık” gibi sunulması
gibi yaklaşımlar, günümüz bakış açısıyla oldukça problemli duruyor.
Bir hayal mi, bir kaçış mı?
Suna’nın kurduğu dünya aslında bir hayalden çok, bir kaçış alanı gibi.
Yaşadığı duygularla baş edemeyen bir çocuğun, kendine yeni bir gerçeklik kurması…
Bu yönüyle hikâye duygusal olduğu kadar karanlık da.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu bir iyileşme mi, yoksa sadece gerçeği ertelemek mi?
Değişen biz miyiz, kitap mı?
Çocukken bizi derinden etkileyen bir kitabın, yıllar sonra aynı etkiyi yaratmaması şaşırtıcı değil. Ama burada fark şu:
Bu kez sadece duygular değil, verilen mesajlar da sorgulanıyor.
Çocukken masum gelen şeyler, büyüyünce rahatsız edici olabiliyor.
✍️ Son söz
Bu kitabı yeniden okumak bana şunu düşündürdü:
Belki de bazı kitaplar değişmez… ama biz değiştikçe onlara bakışımız tamamen değişir.
Bir zamanlar çok sevdiğim bu kitabı bugün aynı rahatlıkla önerir miyim?
Açıkçası bu sorunun cevabı artık o kadar net değil.


Yorumlar
Yorum Gönder