RUHA DOKUNAN İNSAN ÖYKÜLERİ KİTAP İNCELEMESİ- ÇETİN ORANLI
RUHA DOKUNAN İNSAN ÖYKÜLERİ - ÇETİN ORANLI
Ankara Kitap Fuarı’ndan Bir Hatıra
Geçtiğimiz hafta sonu Ankara Kitap Fuarı’ndaydım.
Kitaplarımı yeni okurlarla buluşturmanın heyecanını yaşarken, fuarların o
tanıdık büyüsüne bir kez daha kapıldım. Kitap fuarına gidenler bilir; kimse
oradan eli boş dönmez.
Ben de kucak dolusu kitabın yanı sıra yeni yazarlar
ve güzel dostluklarla döndüm evime. Bu isimlerden biri de kıymetli yazar Çetin
Oranlı oldu. Kendisiyle fuarda tanıştık ve o günün anısına hediye ettiği Ruha
Dokunan İnsan Öyküleri, bir öykü yazarı olmamın da etkisiyle dikkatimi çekti ve
okuma listemde ilk sıraya yerleşti.
Hatırlatan, Hissettiren Bir Yolculuk
Bu kitabı birkaç cümleyle anlatmam gerekse şöyle
derdim:
Size güzel şeyler hatırlatan, güzel duygular
hissettiren bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, bu kitabı okuyun.
Bazı kitaplar vardır; okurken yalnızca olayları
takip etmezsiniz, kendi içinize doğru bir yolculuğa çıkarsınız. Ruha Dokunan
İnsan Öyküleri de tam olarak böyle bir kitap. Hikâyeler ilerledikçe bir kurgu
okuduğunuzu unutuyor, sanki yazarın anılarına tanıklık ediyormuş gibi
hissediyorsunuz. Bu samimiyet, kitabın en belirgin gücü…
Karadeniz: Bir Mekândan Çok Daha Fazlası
Kitapta en çok öne çıkan unsurlardan biri tasvirler.
Özellikle Karadeniz anlatımları, sadece bir coğrafyayı değil, bir ruh hâlini
yansıtıyor.
Altını özellikle çizdiğim şu cümle, bu hissi çok
güzel özetliyor:
“Ova insanın rahatlığı konuşmasına da yansır, dağ
insanı gibi acele acele konuşmaz.”
Bir Konyalı olarak bu söz beni ayrıca düşündürdü.
Belki ben de sakin konuşuyorum ama Karadeniz insanının o hızlı, kendine has
ritmini de yakalayamıyorum.
Karadeniz’in sisli dağları, çayın buharı, insanların
içtenliği ve samimiyeti birçok öyküde ilmek ilmek işlenmiş. Yazar, mekânı öyle
canlı anlatıyor ki okur kendini o atmosferin içinde buluyor. Bu da metni
sıradan bir anlatıdan çıkarıp adeta bir deneyime dönüştürüyor.
Klasiklere Açılan Bir Kapı
Eserde Dünya ve Türk klasiklerine yapılan göndermeler
dikkat çekici. Yazarın kendi kahramanlarını klasiklerdeki karakterlerle
ilişkilendirmesi, onun kitaplarla kurduğu güçlü bağı açıkça gösteriyor.
Bu durum, klasik eserleri okumuş olanlar için hoş
bir tebessüm yaratırken, henüz tanışmamış olanlar için de merak uyandırıyor.
Kitap bu yönüyle yalnızca kendi hikâyesini anlatmakla kalmıyor; okuru başka
kitaplara da davet ediyor.
Yokluk, Beton ve İnsan
Yazar, Karadeniz’in doğal güzelliğini anlatırken
çarpık yapılaşmayı ve yokluğu da ihmal etmiyor. Betonlaşmanın doğayı nasıl
örttüğünü anlatırken aslında insanın kendi doğasından uzaklaşmasına da dikkat
çekiyor.
Yokluk ise yalnızca maddi bir eksiklik olarak değil,
insanın iç dünyasındaki boşluklarla birlikte ele alınıyor. Bu da metne derinlik
kazandırıyor.
“Ve bir değirmendir zaman, insanı da mekânı da
öğüten…”
“Vefa’nın
tarihi yazılsa, zirvesinde hayvanlar yer alır, en dibinde ise insanlar.”
Bu tür cümleler, kitabın vermek istediği duyguyu
kısa ama etkili bir şekilde özetliyor.
Dil, Şiir ve Yöresel Tat
Kitapta yer yer şiirsel ifadeler, alıntılar ve
yöresel söyleyişler karşımıza çıkıyor. Bu da anlatıya ayrı bir sıcaklık
katıyor. Okur, yalnızca bir hikâye okumuyor; aynı zamanda bir kültürün diline
ve ruhuna tanıklık ediyor. Bu çeşitlilik, kitabın zenginliğini artıran önemli
unsurlardan biri.
Küçük Bir Eleştiri: Fazla Detay
Her ne kadar anlatım güçlü olsa da, yer yer gereksiz
detaylar dikkat çekiyor. Hikâyeye doğrudan katkı sağlamayan bu bölümler, okurun
dikkatini dağıtabiliyor. Daha sade bir anlatım tercih edilseydi, kitabın etkisi
çok daha güçlü hissedilebilirdi.
Son Söz: İçte Kalan Bir İz
Kitap bittiğinde geriye büyük cümlelerden çok küçük
ama derin hisler kalıyor. Bazen bir tebessüm, bazen bir hüzün, bazen de adı
konulamayan bir duygu…


Güzel bir inceleme yazısı olmuş emeğinize sağlık
YanıtlaSilKitabı okumadım merak ettim ve listeye de ekledim
YanıtlaSil