BEKİR YILDIZ İLE GEÇ TANIŞMANIN HÜZNÜ/ İNSAN POSASI KİTAP İNCELEMESİ
İnsan Posası – Bekir Yıldız | Kitap İncelemesi
Düzenli olarak gittiğim sahafın tavsiyesiyle Bekir
Yıldız’ın İnsan Posası kitabıyla tanıştım. Böylesine güçlü bir kalemi ve
böylesine etkileyici bir kitabı bu zamana kadar neden okumadığımı gerçekten
bilmiyorum. Sanırım bu tür kitapların yeterince duyulmamasının ve okunmamasının
en büyük nedeni, reklamlarının yapılmıyor oluşu. O hâlde ben de küçük de olsa
bir katkı sunup, bu kitabın okunmasına vesile olmak istedim.
Bekir Yıldız’ın Dünyası
Bekir Yıldız, yaşadığı ve birebir gözlemlediği
hayatı öykü ve romanlarına taşıyan bir yazar. Bu nedenle eserlerinde sıkça
Güneydoğu Anadolu’da yaşayan insanları ve Almanya’ya işçi olarak gidenlerin
hayatlarını anlatıyor. İnsan Posası da tam olarak bu dünyanın içinden seslenen,
sahici ve sarsıcı bir kitap.
⸻
İnsan Posası: Emek, Yoksulluk ve İnsanın Tükenişi
1976 basımı olan İnsan Posası, iki bölümden
oluşuyor. Kitaba adını veren ilk bölümde anlatıcı; Almanya’da ağır işlerde
çalışırken iş kazası geçiren, bir uzvunu kaybeden ya da ruhsal dengesini
yitiren işçilerin izini süren bir gazeteci olarak karşımıza çıkıyor. Bu
insanların ev adreslerini buluyor ve onlarla röportajlar yapıyor.
Bu yönüyle metin, klasik bir öyküden çok hikâye ile
röportaj arasında duran, çarpıcı ve belgesel tadında bir anlatı sunuyor.
Kitabın en sarsıcı bölümlerinden biri, Almanya’ya
gitmek isteyen işçilerin sağlık muayenelerinin anlatıldığı sahneler. Okurken
insanın aklına “Hayvan pazarında bile böyle yapılmaz” düşüncesi geliyor. Yokluk
ve çaresizlik, satır aralarından insanın içine işliyor. Sapasağlam gidilen bir
ülkeden, ağır çalışma koşulları altında adeta posası çıkarılmış insanlar olarak
geri dönülmesi derin bir acı bırakıyor.
⸻
Beyaz Kan: Bir Coğrafyanın Görmezden Gelinen Gerçeği
Kitabın ikinci bölümü olan Beyaz Kan, şu çarpıcı
cümleyle hafızalara kazınıyor:
“1950’li yıllarda Urfa’ya Cumhuriyet gelmemişti.
Belli ki Elazığ’a sadece memurlar gelmiş, kendi
gelmemişti.”
Bu bölümde Güneydoğu’da bir yanda kuduz ve cüzzam
gibi hastalıkların hızla yayılmasıyla insanların çaresizliğe teslim oluşu,
diğer yanda ise batı sinemasının cinsel içerikli filmleriyle gençlerin
oyalanması anlatılıyor. Seks filmlerinin bir furya hâline gelmesiyle birlikte
kültürel ve manevi değerlerin nasıl aşındırıldığı açıkça gözler önüne
seriliyor.
Şehirlerde insanlar bu filmlerle oyalanırken,
köylerde insanlar hastalık, yoksulluk ve ihmalle mücadele ediyor. Yazar, bu iki
ayrı dünyanın çarpıcılığını ustalıkla aynı anlatı içinde buluşturuyor ve farklı
biçimlerde gerçekleşen bir sömürüyü görünür kılıyor.
⸻
Zamana Direnen Bir Anlatı
Sade bir dille kaleme alınan bu öyküler; gerçekçi,
can acıtıcı ve düşündürücü. Bekir Yıldız, 1970’li yılları anlatıyor olsa da
okurken insan “Bugün de çok şey değişmedi” demekten kendini alamıyor.
Televizyon dizileriyle kültürün ve ahlakın aşındırılması, yurt dışına çalışmaya
giden gençlerin sayısının artması hâlâ güncelliğini koruyor.
İşçiyi, emekçiyi, yoksulluğu ve cehaleti bu denli
sahici bir biçimde anlatabilen Bekir Yıldız’ı okumayı gönül rahatlığıyla
tavsiye ederim. İnsan Posası, sadece bir dönem kitabı değil; bugünle de güçlü
bağlar kuran, zamana direnen bir eser.

Çok güçlü bir kalem Bekir Yıldız.. reklamı yapılmayan bir yazar bence de.
YanıtlaSilGüzel bir yazı olmuş sizin de emeğinize sağlık
Ben ismini bile duymadım Bekir Yıldız ın… güzel bir yazı olmuş en yakın zamanda bulup okuyacağım
YanıtlaSilGüçlü bir kalemdir Bekir Yıldız, yokluğu anlatırken öyle doğaldır ki anlatımı
YanıtlaSilÇok bilinmese de ben çok severim yazarın kalemini
Yazınız da güzel olmuş inşallah geniş çevrelerle ulaşır
Teşekkür ederim
SilÇok severim Bekir yıldız kalemini
YanıtlaSilBana çok varoş bir anlatım gibi gelir Bekir Yıldız in anlatimi
YanıtlaSil